Onlar ve Biz
Sokakta yüksek kaldırımlar yaptık onlar çıkamasınlar, gezemesinler diye…
Onlar iş istediler, biz düşündük ‘yarım adama iş verip kendime ayak bağımı yapayım, başkasını alırım her işime koşturur’ dedik.
Onlar sokağa çıktılar acıyarak baktık ve onları hallerinden utandırdık…
Onlar bizler gibi yaşamak istediler, faaliyetlere katılmaya kalktılar, sokağa çıktılar. ‘bu halinle ne işin var burada git evinde otur rahat rahat’ dedik. İyilik yapıyoruz zannettik, ‘rahat’ın anlamını hiç düşünmedik ki…
Okulların girişlerini merdivenli yaptık giremesinler diye, ha bir şekilde girmişlerse zaten binaya içeriye asansör koymadık, sınavlara girerken onları çok zor koşullara mahkûm ettik. Sırtlarda taşınabilenler girebildi, diğerleri zaten çaresizdi…
Devlet eğitim zorunlu dedi, biz onlar için eğitimi sorunlu yaptık…
Kanunlar herkes insanca yaşama hakkına sahiptir dedi. Biz onları evlere kapattık, sosyal hayattan kopardık, özgürlüklerini kısıtladık.
Tarihin bazı dönemlerinde onlara günahkâr dedik. Yaptıklarının cezasını çekiyorsun dedik. Kimi zaman yaşamlarına son verdik.
Kim bilir kaç kişiyi hayata küstürdük, kim bilir kaç kişiden iyileşme umutlarını çaldık.
Peki kim onlar?
Onlar ortopedik özürlüler ve günlük ihtiyaçlarını karşılamak için tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyanlar…
Bir de onlara ‘ tekerlekli sandalye mahkûmları’ diyerek durumlarını daha da ağır bir hale getirdik.
Lafa gelince hepimiz insanız dedik? Ama her şeyde ayırdık biz ve onlar diye…
Şimdi biraz empati yapalım. Mesela bacaklarımızı kullanamadığımızı düşünelim ve yazıyı tekrar okuyalım. Sonra da her gün gittiğimiz yerleri yaptığımız şeyleri bir gözden geçirelim, bakalım nasıl yaşayabiliyoruz ya da aslında ‘onlar’ nasıl yaşamak zorunda kalıyorlar…
İlkay Çoban